eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ekim 2011 Salı

Serebral Palsi’li Çocukların Rehabilitasyonu

Serebral palsili (CP’li) çocukların rehabilitasyon programı; çocuğun yaşına ve sahip olduğu fiziksel kapasiteye göre belirlenmelidir. Fizyoterapi programının başarılı olması için tedavinin mümkün olduğunca erken başlatılması çok önemlidir.

CP rehabilitasyonunda amaç;

  • Anormal postür (duruş) problemlerinin düzeltilmesi,
  • Spastisiteye bağlı gelişmiş hareket bozukluklarının düzeltilmesi
  • Oluşabilecek eklem deformasyonlarının (şekil bozukluklarının) önlenmesi,
  • Mobilizasyonun arttırılması (hareket yeteneğinin ya da kapasitesinin arttırılması),
  • Mevcut becerilerin geliştirilmesi,
  • Yeni becerilerin kazandırılması,
  • El, el bileği ve dirseklerin fonksiyonel olarak kullanımını sağlamak,
  • Yürüme eğitimi vermek,
  • Anlaşılabilir konuşmayı öğretmektir.

Terapi programında; çocuk için saptanmış olan amaçlar doğrultusunda, uygulanacak egzersiz, ortez ve diğer aktiviteler saptanır. Terapist, çocuğu günlük yaşam aktivitelerinde olabildiğince en bağımsız hale getirebilmeyi amaçlayarak bu aktivitelere yönelik olarak tedavi programını planlar.

Terapi yöntemleri, çocuğun kapasitenin sınırları içinde vücut fonksiyonlarını arttırmayı hedeflemelidir. Bu amaca ulaşılması için beklenen süre saptanır. Örnek: 4 hafta. Uygulanacak yöntemler saptanır. Örneğin; ayakta durma sehpası kullanımı ve gövde dengesini arttırıcı egzersizler yapılması gibi. Belirlenmiş süre içerisinde uygulamalar yapılır ve daha sonra sonuç değerlendirilir. Fizyoterapi uygulamaları başarılı değilse ya da yeterli gelmemişse ek girişimler planlanır.

CP rehabilitasyonunu üç döneme ayırabiliriz;

Bunlardan ilki infant dönemi (bebeklik dönemi):
En iyi postür (duruş) sağlanmaya çalışılır, daha sonra yeme – içme fonksiyonları takip edilir.

İkincisi okul öncesi dönem: 
Çocuğa, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığını kazandırmaya yönelik uygumlalar ön plana çıkar. Öncelikle yeme – içme, giyinip soyunma, tuvaletini yapma becerileri üzerinde durulur.

Üçüncüsü okul çağı ve adolesan (çocukluktan yetişkinliğe geçiş) dönemi:
İletişim ve sosyal becerilerin kazandırılması ön plandadır. Okul öncesi ve okul çağında ortaya çıkabilecek skolyoz(omurgada ortaya çıkmış eğrilikler) , kontraktür (kaslardaki spastisite nedeniyle zamanla eklemlerde oluşmuş ve el terapileriyle giderilemeyecek sertiğe gelmiş gerginlik ve şekil bozukluklarıdır) ve el gibi seconder (ikincil) ortopedik problemler, limitasyonu (kısıtlılığı) artırabilir ve cerrahi girişim gerekebilir. Ortezleme ve yardımcı ekipman, çevre düzenlemesi gerekebilir.

Her üç dönemde de başlıca iki tedavi yöntemi kullanılır;

*Bunlardan birincisi germe egzersizleri (eklem hareket açıklığını arttırıcı egzersizler) ve güçlendirme (kuvvetlendirme) egzersizlerini içeren konvansiyonel (koruyucu) egzersiz programlarıdır.

Özellikle cerrahi girişim sonrası iyileşme döneminde, kontraktür riskinin attığı hızlı büyüme dönemlerinde ve tekerlekli iskemle kullanan tüm vücut tutulumlu çocuklarda bu egzersizler büyük önem taşır. (kontraktür: kaslardaki spastisite nedeniyle zamanla eklemlerde oluşmuş ve el terapileriyle giderilemeyecek sertliğe gelmiş gerginlik ve şekil bozukluklarıdır)

*İkincisi ise nörofasilitasyon (yine fizik tedavi yöntemlerinden biridir) teknikleridir. Hangi tekniğin daha etkili olduğu, kaç yaşında başlanıp ne sıklıkta uygulanması gerektiği ve sonuçların ne şekilde ölçülüp değerlendirileceği halen tartışmalıdır. Seçilen yöntem aileye mutlaka öğretilmeli ve aile egzersiz programını evde uygulamalıdır.

Fzt. Sevda SARIKAYA

21 Ekim 2011 Cuma

Serebral Palsi’nin Tedavisi Var mıdır?

Serebral Palsi; Doğum öncesi, doğum sırası ya da doğum sonrasında, beyinin erken gelişim döneminde oluşan bir hasara bağlı olarak vücutta ortaya çıkan kalıcı hareket ve postür (duruş) bozukluğudur. Beyinin erken gelişim dönemi ilk 18 ay olmakla beraber, 6 yaşa kadar oluşan ve ilerleyici olmayan beyin hasarlarının tümü de Serebral Palsi (CP) olarak tanımlanabilir.

Beyindeki hasarı iyileştirecek başarısı kanıtlanmış herhangi bir tedavi yöntemi yoktur. Oluşmuş beyin hasarını geriye döndürmek mümkün olmadığı için CP’nin kökten tedavisi yoktur. Ancak beyin, dokusundaki hasarlı olan noktalara karşı yeni bir adaptasyon sürecine girer. Beyin kortexi özellikle yaşamın ilk yıllarında oluşmuş hasar sonrasında inanılmaz derecede reorganize (yeniden organize) olma yeteneği gösterir. Buna NÖRONAL PLASTİSİTE denir ki daha anlaşılabilir bir dille ifade etmek gerekirse, zamanla beynin sağlam bölgelerinin, hasarlı bölgelere ait kaybolmuş fonksiyonlarını üstlenmesi anlamına gelir.

Beyindeki nöronlar (sinir hücreleri) arasında yeni snapslar (bağlantılar) oluşur ve 5 – 6’lı yaşlara kadar beyindeki nöronlar yeniden organize olurlar ve buna bağlı olarak da bazı fonksiyonlar kısmen de olsa kazanılabilir. Sinir hücrelerindeki bu olumlu değişiklikler çoğu zaman kendiliğinden olmayabilir. Bu konuda yeni nesil ilaçlar ve özellikle fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları önem kazanmaktadır. Biz fizyoterapistlerin tedaviler sırasında kullandığı  Bobath, Vojta…vs gibi tedavi yöntemlerinin erken aylardan (yeni doğan döneminden) itibaren uygulanması ile başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Ancak gerek bebeklik döneminde CP tanısının kesinleşmesinin güçlüğü, gerekse de hastalığın ilk senelerde kısmen de olsa kendiliğinden iyileşme potansiyeli olması nedenleri ile bu tedavilerin başarısı bilimsel olarak kanıtlanamamaktadır.

Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları, zihinsel gelişim düzeyi ne olursa olsun çocuğun fiziksel gelişimi, büyümesi, motivasyonu, sosyalleşmesi ve sağlıklı bir bedene sahip olması için gereklidir. Bu nedenlerden dolayı CP tanısı konmuş tüm çocuklara fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları önerilir.

Yıllardır onlarca CP’li hasta ile çalışmış bir fizyoterapist olarak tecrübelerimi sizlere şöyle aktarmak isterim ki, fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları CP tedavisinde kökten çözüm sağlamasa da hastaların fiziksel kapasitesini büyük ölçüde artıran tedavi yöntemleridir. Örneğin, tedavi öyküsünü paylaştığım hastamla ilk tedaviye başladığım zamanlarda şiddetli spastisitenin hâkim olduğu, bükülü kalmış parmak, el bileği ve dirseklerini germe egzersizleri ile zorlukla açabiliyorken, 3 yıllık tedavilerimiz sonrasında şimdi önüne konulan bir kâse leblebiyi tek tek alarak ve yardımsız yiyebilecek duruma geldi. Kol, bacak ve gövde kaslarındaki şiddetli spastisiteden ötürü yattığı yerde dönme hareketini dahi yapmakta zorlanırken, şimdi paralel yürüme barında  minimum destekle yürüyebilecek seviyeye gelmiştir. Bunun gibi binlerce örnek gösterebilirim.  Bu, öncelikle fizik tedavinin, sistemli çalışmanın ve bununla birlikte ailenin fizyoterapistle işbirliği yaparak  ev programı egzersizlerini yeterli ve düzenli uygulanmasıyla elde edilmiş bir başarıdır.

Fzt. Sevda SARIKAYA

17 Ekim 2011 Pazartesi

Serebral Palsi Hastalığının Tedavisinde Aile Eğitimi

Mesleki yaşantımın yaklaşık on yılını bedensel engellli çocuklarla çalışarak geçirdim. Tecrübelerime dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim ki; gördüğüm en büyük eksiklerden biri de aile eğitiminin yetersizliğiydi. Bir çok aile serebral palsi hastalığının tam olarak nasıl bir hastalık olduğundan habersizdi. Hastalarının nasıl bir klinik tabloyla karşı karşıya olduğunun farkında değillerdi. Ne yapmaları yada ne yapmamaları gerektiğini, tedavilere nereden ve nasıl başlayacaklarını, nasıl sürdüreceklerini bilmiyorlardı.

Aile eğitimi, serebral palsi hastalığının tedavisinin olmazsa olmazlarından biridir. Ben, her yeni serebral palsili  hastam ile tedaviye başladığımda, hastamı klinik olarak değerlendirdikten sonra ilk iş olarak aileyle görüşüp, hastalık hakkında ne düzeyde bilgi sahibi olduklarını değerlendiriyorum. Yeterli bilgisi olmayan aileleri: hastalığın klinik tablosu, seyri, bu seyir sırasında hastayı ve kendilerini bekleyen zorlukları, istikrarlı tedavinin iyileşme sürecine olumlu etkilerini, ev programı egzersizlerinin düzenli yapılması gerektiğini ve önemini dilim döndüğünce anlatıyorum. Diyebilirim ki, ailenin eğitimi ve onlarında tedavi sürecine katılımı ile hastalarımın iyileşmesinde her zaman olumlu sonuçlar elde ettik.

Biz fizyoterapistler, devletin verdiği imkanlar dahilinde bir hastayı haftada ortalama iki saat kadar görüp tedavi edebiliyoruz. Ancak aileler neredeyse günün yirmi dört saatini hastalarıyla geçiriyorlar. Dolayısıyla tedavi sürecinde en büyük iş ailelere düşüyor.Tedavinin en önemli unsuru ailenin desteği ve ilgisidir.  Bu nedenle bilinçli ve tedavilerde iş birliğine yatkın ailenin varlığı son derece önemlidir. Serebral palsi hastalığı istikrarlı, zor ve zahmetli bir tedavi süreci gerektirir. Bu nedenle de ne tek başına fizyoterapistin, ne de ailenin üstesinden gelebileceği bir zorluktur. Tedavi tümüyle bir ekip işidir. Bu ekibin en önemli birimi ise AİLEDİR.

Fzt.Sevda SARIKAYA