öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2017 Cumartesi

Otizm Spektrum Bozukluğunun Nedeni Nedir?



Otizm spektrum bozukluğuna neyin neden olduğu bilinmemekle birlikte genetik temelli (kalıtsal) olduğuna ilişkin bulgular vardır. Ancak hangi gen ya da genlerin sorumlu olduğu henüz bilinmemektedir. Çevresel faktörlerin de otizme yol açabildiğine ilişkin görüşler vardır. Hem genetik temellerin hem de çevresel faktörlerin etkileri üzerine çok sayıda araştırmalar yapılmaktadır.

Otizm spektrum bozukluğuna her çeşit toplumda, farklı coğrafyalarda, ırkta ve ailede rastlanmaktadır. Otizm tüm ırklarda, etnik gruplarda ya da sosyal statüsü farklı gruplarda görülebileceği, ailenin gelir durumu, yaşam biçimi ve eğitim düzeyi ile otizm spektrum bozukluğu arasında bir bağ olmadığı vurgulanmaktadır.

Cinsiyetle ilişkili olarak ortak görüş, erkeklerde kızlardan daha fazla görüldüğüdür.
Otizm spektrum bozukluğu bir ruh hastalığı değildir; ancak, belirtileri bazı ruh hastalıklarını çağrıştırabilir.

Psikososyal Nedenleri Nelerdir?

20. yüzyıl başlarında, çocuklarına yetersiz ilgi gösteren ebeveynler bu bozukluğun ortaya çıkışında sorumlu tutulmuştur. Fakat bu teori daha sonra desteklenmemiştir. Çocuktan gelen ilişki arayışı davranışının belirgin derecede düşük oluşu ve buna karşılık olarak ebeveynlerin azalmış ilgileri bu tip teorilerin gelişiminden sorumlu olabilir. Ayrıca, ciddi çocuk ihmali vakalarında “tepkisel bağlanma bozukluğu” denen çocuğun iletişim aramama davranışı ve dil gelişimindeki gecikmeler YGB’ ye benzer bir tablo oluşturabilmektedir. Fakat bu vakalar tedaviden çok hızlı bir yarar görürler.

Yetiştirmenin bozukluğun varlığına etkisi yok gibi görünmektedir. Fakat var olan problemi olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ciddi anlamda sosyal uyaran eksikliği ör, gün boyu TV seyretme problemi pekiştirebilmektedir.

Otizm Spektrum Bozukluğunun Tipik Özellikleri Nelerdir? 

 Otizmli bir birey her zaman her belirtiyi göstermez. Ancak tipik olarak gözlenen bazı belirtiler vardır. Genel olarak bakıldığında otizm 3 farklı konu dâhilinde kendini belli eder. Bu kategorilere giren belirtilerden en az ikisinin gözleniyor olması gerekmektedir. Kategorileri oluşturan 3 ana başlıktır. Şimdi hangi belirtilerin bu başlıklar içerisine dâhil edildiğini inceleyelim:

 1. Sosyal Etkileşim Sorunları

Sosyal etkileşim sorunları içerisinde en çok dikkat edilen sıkıntı çocuğun göz kontağından kaçmasıdır. Çocuk, karşısındaki kişi ile ya hiç göz kontağı kuramaz ya da çok az kurar ve gözlerini kaçırır. Bu durumu çok farklı şekillerde de gerçekleştirebilmesi muhtemeldir. Örneğin beklenmedik bir anda karşısındaki kişi ile aniden göz kontağı kurar ve yine aniden bakışlarını kaçırır. Bu da anormal sayılabilecek ve otizm belirtisi olabilecek bir davranıştır.

Konuşurken çok az mimik kullanarak kendini ifade etmeye çalışması veya kendini ifade edememesi otizm belirtileri içerisinde yer almaktadır. Sesinin yüksekliğini ayarlayamaması ve kalabalık bir ortamda insanlar ile arasında bulunması gereken mesafeyi ayarlayamaması durumları ile karşılaşılabilir.

Otizmli çocuklar kendi yaşıtları ile iletişim kurmakta zorlanırlar. Ayrıca çok fazla arkadaşları bulunmamaktadır. İlgilendikleri ve paylaşmayı zevk aldıkları konularda oldukça sınırlıdır. Aslında paylaşım konusunda çok istekli değillerdir. Bu nedenle grup halinde gerçekleştirilen aktivitelere uyum sağlamakta zorlanırlar. Daha çok grubun dışında yalnız vakit geçirmek isterler.

Otizmli bireyler çoğu zaman biri onlara seslendiğinde veya ilgilendiğinde tepkisiz kalırlar. İsimleri söylense dahi duymuyormuş gibi yapabilirler. Diğer çocukların ilgisini çeken şeyler onların ilgisini çekmez ve ortamda gelişen olaylara karşı kayıtsız kalırlar.

2. İletişim Sorunları

Otizmli çocuklarda konuşma evresinde sıkıntılar yaşanabilmektedir. Dillerinin gelişmesi yaşıtlarına göre çok daha geç olmaktadır. İki yaşına gelip tek kelime etmemiş çocuklar da bu durum bir belirti olarak kabul edilebilir. 3 yaşından büyük olan çocukların normalde iki kelimeli cümleleri kolayca kullanabilmesi gerekmektedir. Ancak çocuk bunu yapamıyorsa dil gelişiminde sıkıntı var demektir.
Konuşmaya başlayan çocuklarda eğer otizm mevcutsa bazı gramer hataları yaparlar ve bunları sürekli olarak tekrarlarlar.

Konuşarak iletişimde oldukça yetersiz kalırlar. Bir konuşma başlatmak otizmli bireyler için çok zordur. Devam eden bir konuşmayı ilerletmek de otizmli bireylerin kolay kolay başaramadığı durumlar arasında yer almaktadır. Konuşma esnasında bazen konuşmalar kendi kendine konuşmalara döner ve karşı tarafa olan ilgi azalır. Genel konuşma kurallarından farklı olarak otizmli bireyler kendilerine has bir dil geliştirirler. Başkalarının onlara söyledikleri şeyleri tekrar etme eğilimleri vardır.

Oynadıkları oyunlar aynı yaşta çocukların oynadıkları oyunlara göre daha zayıf ve sınırlı olmaktadır. Örneğin evcilik gibi hayal gücünden yararlanılarak oynanacak oyunları oynamazlar. Oyuncakların nasıl oynanacağını çoğu zaman keşfedemezler. Genelde oyuncağı sürekli olarak bir yere vurma veya kendi elleri ile oyuncağa vurma gibi eğilimler içerisindedirler.

3. Sınırlı ve Yinelenen Davranışlar

Otizmli bireylerin ilgi alanları oldukça sınırlıdır. Ancak ilgi duydukları şeylere karşı da aşırı tepki göstermektedirler. Sadece o konu söz konusu olduğunda dikkatini çekebilmeniz mümkün olur.
İlgi duydukları konulara karşı o kadar ilgili olurlar ki o konu ile ilgili en ince ayrıntıyı bile hatırlayabilirler.

Günlük yaşantılarında belli bir rutin belirlemişlerdir ve sürekli bunu uygulamaya koymak isterler. Bu rutin bozulduğunda da sinirlenirler. Oluşabilecek herhangi bir rutin bozucu duruma karşı önceden karşılarına çıkabilecek şeyleri düşünüp ona göre hareket ederler.

Tüm bunların yanı sıra ilgilerini çeken bir şeyi ellerine alıp en ince ayrıntısına kadar inceledikleri de belirtiler arasında yer almaktadır. Bahsi geçen bu belirtilerden en az 6 tanesine sahip olması bir uzmana otizm tanısı için göstermeye yetmektedir.

23 Ekim 2011 Pazar

Serebral Palsili Çocuğu Olan Ailelere Öneriler – 2. Bölüm

  • Baş – boyun kontrolünü arttırmak için,  çocuk ayna karşısında, gerekirse destekli oturtularak başını ve boynunu dik tutması istenir. Hareketi tamamlayamıyorsa destek verilir. Sırt kaslarına uyarıda bulunularak başını ve boynunu öne eğmesi engellenir. Baş – boyun kontrolü ve desteksiz oturma yeteneği kazandırılana kadar bu uygulamaya devam edilir. Yine çocuğun önüne oyuncaklar konularak oyunlar eşliğinde başını – boynunu ve sırtını dik tutması istenir. Çocukla oyun oynayarak egzersizleri yapmak çocuğu hem eğlendirir hem de tedavilere aktif katılımını arttırabilir. Dolayısıyla aileyi de rahatlatan bir yöntemdir ki çocuklarını sürekli ağlarken ve egzersiz yapmaya isteksiz görmektense, eğlenerek egzersizlerini yapması onları da rahatlatır.
  • Bir kez daha vurgulamak isterim ki çocuğun tedavisinde fizyoterapistin ve ailenin işbirliği içerisinde olarak çocuğu desteklemesi, cesaretlendirmesi ve başarılarını sözlü ifadelerle takdir etmeleri çok önemlidir. Bu çocuğun tedavilere katılımını ve öz güvenini arttırır.
  • Diğer önemli bir konu da ortez kullanımıdır. Çocuğunuzun kontrolünde olduğu hekim ya da fizyoterapist, çocuğunuzun ortez (eklemleri doğru pozisyonda tutmaya yardımcı cihazlar) kullanmasını tavsiye ediyorsa mutlaka kullandırın. Bu çocuğunuzun eklemlerinde gelişmiş ya da gelişmesi olası deformiteleri (eklemlerindeki şekil bozukluklarını) önlemeye ya da düzeltmeye yardımcı koruyucu desteklerdir. Ortezler, spastik olan kol ve bacakların nötral dediğimiz düzgün pozisyonlarda uzun süreli tutulmasını sağlar. Aslında germe egzersizleri ile aynı mantığı taşır. Spastik kası gevşetmek için uzun süreli ve sık tekrarlı germe egzersizleri yapmak gerekir ki ortezler de uzun süreli germe sağlayarak kasların gevşemesine katkı sağlar ve şekil bozukluğu oluşmasının önüne geçer . Kas gevşetme ameliyatları gibi operasyonlar sonrasında eklemlerin immobilizasyonunu (eklemi hareketsiz hale getirerek) operasyon sonrasında yumuşak dokuların iyileşmesine ortam sağlar. Bu nedenle ortez kullanımı konusunda özen gösterilmesi şarttır.
  • Ortezin uygunluğu ve denetimi için sürekli bir fizyoterapist kontrolünde olmak çok yaralıdır. Biz fizyoterapistler sürekli takibimizde olan çocuğun yaşını, hareket yeteneği kapasitesini, eklemlerinde oluşmuş ya da oluşmaya başlamış şekil bozukluğunu ve  ortezin tedavilerimize ne tür bir işlevsel katkısı olabileceğini değerlendirerek ne tip bir ortez kullanması gerektiğine karar verir ve ilerleyen süreçte bunun denetimini yaparız. Çocuğun verilen ortezi nasıl  ve ne süreyle kullanması gerektiğini aileye anlatırız.

Fzt. Sevda SARIKAYA

22 Ekim 2011 Cumartesi

Serebral Palsili Çocuğu Olan Ailelere Öneriler – 1. Bölüm

  • En önemli öneri; tanı konulduğu andan itibaren en erken dönemde, özellikle çocuklarınız henüz yeni doğan dönemindeyken Fizik Tedaviye başlatın. Çünkü çocuğun yaşı ne kadar küçükse tedaviye alınan cevap o kadar büyük olur. Özellikle tedavilerde maksimum cevap 0-1 yaş aralığında alınmaktadır.
  • Erken dönemde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uygulamalarına başlanıldığında, çocuğun vücudunda oluşmaya başlamış eklem deformasyonları(bozulmaları) için fizyoterapistin önerdiği atel destekleri kullanılarak deformasyonların ilerlemesinin önüne geçilebilir.
  • Fizyoterapistin çocuğunuz için planladığı ev programı egzersizlerini olabildiğince düzenli uygulayın.
  • Ayak bileklerinde spastisitesi(aşırı kasılması) olan çocuklar parmak uçlarına basarak yürüme eğilimindedirler. Bu nedenle yürüteç kullandırmamak gerekir. Çünkü yürüteç kullanan sağlıklı çocuklar bile genellikle parmak uçlarına basarak yürürler ki ayak bileklerinde spastisitesi olan çocukların kasılmaları daha da artar. Fizik tedavinin amaçlarından biri de desteklide olsa yürüyebilir seviyeye gelmiş çocuğun tam taban temaslı yürüme yeteneğini geliştirmektir. Yürüteç ancak biz fizyoterapistlerin işini daha da zorlaştırır.
  • Vücudundaki spastisiteden ötürü öne doğru bükülü durma eğilimi olan çocuklar, yüzüstü pozisyonda yer minderine uzatılıp pozisyonlanabilir. Bu pozisyonda çocuk sırtını düzeltebilir, başını yukarıya kaldırmaya çalışabilir(ya da biz göğüs altına rulo yastıkla destek vererek başını yukarı kaldırmasına yardımcı olabiliriz). Kol ve bacaklarında bükülmeleri varsa yine bu pozisyonda germe egzersizleri uygulanarak kollar ve bacaklar daha rahat açılabilir ve çocuğun gevşemesi sağlanabilir. Çocuğun önüne oyuncaklar, renkli objeler konularak bunlara bakması, uzanması istenebilir. Bu çevresine olan ilgisini arttırabilir.
  • Vücudundaki spastisiteden ötürü başını ve sırtını aşırı derecede geriye doğru itme eğilimi olan çocuklar sırtüstü pozisyonda yer minderine uzatılıp pozisyonlanabilir. Bu pozisyonda baş ve boyunu öne doğru getirebilme egzersizi çalıştırılır. Aşırı kasılması olan çocuğa yardım edilerek hareketi tamamlaması sağlanır. Ayrıca bu pozisyonda dirsek, kalça ve dizleri bükme hareketleri (germe egzersizleri) çalışılabilir. Yine yukarıda, oyuncak ve objeler tutularak çocuğun oyunlarla onları almaya çalışması istenebilir.  Özellikle sırtüstü yatırıldığında başını ve sırtını geriye doğru itme eğilimi olup başını kaldıramayan ve çeviremeyen çocuklara hamak ve ana kucağını tavsiye ederiz.
Hamak hem çocukların çok hoşuna gidebilir hem de başın ve sırtın spastisiteden ötürü aşırı derecede geriye doğru gidişini engeller. Böylelikle başın ve omuzların öne gelmesini desteklemiş oluruz. Ayrıca çocuğu, hamak içinde yuvarlama hareketi şeklinde hafif hafif sallamak,  sağına ve soluna dönme yeteneği kazanmasına da yardımcı olur. Oyunlar ile kombine edilirse keyifli ve başarılı bir tedavi içinde fırsat yaratılmış olur.

Fzt. Sevda SARIKAYA